Calendar Date

Eyl
10
2010
Today
  • Advertisement
  • Advertisement
  • Advertisement
SOKAK MOBİLYALARIPINAR

Cuma, 21 Mart 2008 | Administrator

SÖYLEŞİ : OKTAY GÜZELOĞLU ADI : PINAR Pınar: Ya işte çocuğun intiharı...
Devamı

SON DAKİKAMedyum Ayten 2010'u Yorumluyor "değişen bi durum yok"

Perşembe, 08 Ocak 2009 | Administrator

Hiç TV  ( Diğer...
Devamı

Döviz Kuru(TCMB)

USD Alış1.5033 YTL
USD Satış1.5106 YTL
EURO Alış1.9179 YTL
EURO Satış1.9272 YTL

İstatistikler

OS: Linux l
PHP: 5.2.13
MySQL: 5.0.90
Zaman: 15:39
Caching: Disabled
GZIP: Disabled
Üyeler: 829
Haberler: 98
Web Bağlantıları: 6
Ziyaretçiler: 247224

Arşiv

BabilKralicesi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Mart 2008

 

 

BABİL KRALİÇESİ

 

Eve geldiğinde giriş kapısının kırık olduğunu fark etti. Morali bozulmuştu, o sinirle yukarı çıktığında, yazı masasının başında onu ayak ayak üstüne atmış, sigarası ağzında, boş gözlerle kendisine bakarken gördü. “Hoş geldin” bile demeden, rahatlıkla sigarasını içiyordu. En küçük bir harekette dahi bulunmadı. İçeriye biri girmiş ya da girmemiş umurunda değildi. Kendisi de bir şey söylemedi. Odanın içinde sessizlik hakimdi. Gitti, tam masasının karşısına gelen duvarın dibindeki yatağına uzandı, bir sigara da o yaktı…

Konuşmadan kısa süre durdular. Sessizliği kız bozdu, iri gözlerini aça aça; “Kapıyı aşağıda oturan adama kırdırdım” dedi ve cevap beklemeden devam etti; “Sen kızmazsın böyle şeylere bilirim. Kapıyı ilk kıran ben değilim, herkes kırıyor, onlara kızmadığına göre bana da kızmazsın…”

Cevaplamıyordu, fakat içinden ona hak veriyordu. Çünkü evi; kapısı arkadaşları tarafından defalarca kırılan, yokluğunda yatılıp kalkılan, kitapları çalınan ve ya kız arkadaşlarını getiren sözde arkadaşları tarafından sorumsuzca kullanılan bir yerdi. Bu olaylar onu çok sevdiği iki küçük odasından soğutmuştu. Onun için ne söylese boştu. Sağlıklı insanların yaptığını, ilk defa akıl hastanesine girip çıkmış, üçüncü defa girmeye mahkum, sevdiği kız arkadaşı yapıyorsa, ona ne diyebilirdi?Bağırıp çağırsa ne olurdu? Çünkü sert bir tavır koyarsa hastalığının konumu gereği, onun sığınma ihtiyacını köreltir ve onu, hiç tanımadığı pis insanların koynuna itmekten başka bir işe yaramazdı.

Çünkü onu iyi tanıyordu; biraz ters davrandı mı sessizce evi terk eder, yolda ilk gelen, kendisine ilgiyle bakan biriyle geceyi geçirmeye giderdi. Onun bu tavrı, anlık bir hoşlanmayla gidip yatmak değil, o gece onunla birinin ilgilenmesi, kim olursa olsun ona sığınmaydı. Bu yapısını iyi biliyordu, çünkü kısa bir süre ortada görünmez, sonra çıkıp gelirdi. “Ben orospu oldum, kötü oldum, ne olursa olsun bana kötü davranma!” diye sızlanırdı. Arkadaşının kendisine ayrı bir davranışı, belki de gizli bir sevdası vardı. Bazen bunu fark eder, kendisini çok iyi dengelerdi. Çünkü arkadaşı siyah uzun saçlı, iri gözlü, etli dudaklı, çok güzel ve alımlı bir kadındı. Fakat onunla cinsel bir ilişki düşünmemişti, düşünmek değil aklına bile getirmemişti. Ayrıca kendisinin çok sevdiği bir de sevgilisi vardı.

Kız arkadaşının kendisine olan gizli sevdasını fark ediyordu. Çünkü kendisine sürekli; “Sen o gözlüklü kızı seviyorsun, sana ne veriyor? Sen hep onu düşünüyor, ondan bahsediyor, duvarlarına resimlerini takıyorsun” derdi. Hatta bir keresinde sevgilisinin karakalemle büyüterek çizilmiş duvarda asılı portresinin yanına kendi fotoğrafını yapıştırıp “hangisi daha güzel?” diye sormuş, “sen” cevabını alınca da, arkasından kendi fotoğrafını aynı büyüklükte yaptırmasını istemişti. Duvarın bir tarafına da kendi portresinin asılmasını istiyordu. Kızın bu arzusunu kırmak istemiyordu fakat yapamazdı. Sonra sevgilisine bunu nasıl anlatacaktı? Sevgilisi bu konularda hiç anlayışlı olmadığı gibi aşırı kıskanç ve şüpheciydi. Hatta bir akşam sevgilisi ile eve geldiklerinde, kapının kırık olduğunu görmüşler, kendisi olayı kavramış sevgilisi telaşa düşmüştü. Sakin bir şekilde, sevgilisini arkasına alarak içeri girmişti. Karşılaşacağı durumu önceden kestiriyordu, fakat sevgilisinin tavrı ne olacaktı? Düşündüğü gibi oldu, çünkü kız arkadaşı yine masasında bacak bacak üstüne atmış, boş gözlerle sigara içiyordu. Sevgilisi kızı görünce suratı asılmış, gitmek istediğini söylemişti. Sevgilisine durumu izah etmeye fırsat bulamadan, hasta kız masadan fırlayıp: “Bırak gitsin, hadi kızım güle güle!” demişti. Kendisi araya girmiş, merdivenin alt basamaklarında durumu kısaca izah ederek, sevgilisini ikna etmiş ve sonunda ikisini tanıştırmıştı.

Fakat ikisi de bu tanıştırılmadan memnun olmamışlardı. Konuşmadan bir süre oturmuşlar, bir ara hasta kız arkadaşı hışımla yerinden kalkarak, üst katta bulunan odaya çıkmış ve o gece sabaha kadar çeşitli bahanelerle odalarına girip çıkarak onları uyutmamıştı.

Yine bir gün ev kapısını açık bulmuştu. İçeri girdiğinde odada derin bir sessizlik vardı. Üst odaya yönelerek; “Kim var?” diye seslendiğinde cevap alamamıştı ama sonradan küçük tıkırtılar duyarak, sessizce üst kata çıkıp kapısını açtığında gördüğü şey onu şok etmişti. Çünkü gördüğü şey, evinde misafir kalan erkek arkadaşının, hasta kız arkadaşıyla çırılçıplak yataktaki halleriydi. Birden sinirleri gerilmiş, kan tepesine çıkmış, bir ton küfür yağdırarak, erkek arkadaşını çırılçıplak yataktan kaldırmış ve alt odanın merdivenlerinden aşağıya, oradan da kapının dışına atarak, elbiselerini küfürle suratına fırlatmıştı. Bu olaylar karşısında kız arkadaşı hiç reaksiyon göstermemiş, suskun bir rahatlıkla üstünü giymekteydi. Ona bir şey söylemeden alt odaya inip, sinirlerini duvarları döverek yatıştırmaya çalışmış, bir taraftan da küfürler yağdırmıştı.

Gözleri ıslanmıştı; camı açtı ve evinin karşısındaki kilisenin damına gözlerini dikerek dalıp gitti. O sıra hasta kız arkadaşı da aşağıya inmişti. Arkasına dönüp bakmadığı halde, onun ayak seslerinden, masaya gelip oturduğunu fark etmişti. Bir şey söyleyemeyeceğine göre, dönüp bakmayı gereksiz bulmuştu. Bir ara kız arkadaşı; “niye bakmıyorsun, ne oldu?” diye sordu. Arkası dönük, “bir şey yok” gibilerinden omuzlarını silkti; hala gözleri kilisenin damındaydı.

Kız arkadaşı devam ediyordu; “Neden dövdün çocuğu? Bana bir kötülük yapmadı ki? Ne var bunda? Bana çok iyi davrandı, ben söyledim yatmamızı; bana sarılmasını, göğsüme yatıp saçlarımı okşamasını istedim. Bunu niye kötüye çekiyorsun? Kötü bir şey yapmadık ki… söylesene ne yaptık?” dedi. Kız arkadaşı konuşurken o cevap vermeden, gözünü ayırmadan kilisenin damına bakıyordu. Kız arkadaşı: “Kızdıysan ben giderim. Ama dinle bak ben kötü değilim. Doğru söyle, ben kötü müyüm? Söylesene beni orospu gibi mi görüyorsun? Ne olursun söyle! Sen dürüstsündür, yalan söylemezsin, sen benim KING’ imsin!” dedi.

Kız arkadaşı beline sarılı konuşurken, kendisi tamamen sessizleşmişti. Ne diyebilirdi? Bu saf, rahat konuşmalar yüreğine çekiç gibi iniyor, göğsü bir körük gibi inip kalkıyordu. Dili tutulmuştu sanki, cevaplayamıyordu. Hem cevaplasa ne diyecekti? Döndü ve kızın gözlerine ıslak kirpiklerinin arasından derinlemesine baktı. Birden kız arkadaşının iri gözlerinden etkilendi; ilk defa böyle bakıyordu. Ona sarılmak, kırmızı etli dudaklarını öpmek geldi içinden. O ara, gözleri kızın gömleğinin üst düğmesine takıldı; iliklenmemiş gömleğinin arasından gözüken diri göğüsleri isteğini daha çok kabartmıştı. Birden ona sarıldı ve hislerini ona sarılarak, kızın omzunun üzerinden karşıya bakarak gizlemeye çalıştı. Yüzüne bakmamaya kontrolünü kaybetmemeye çalışıyordu; kısacası isteklerini erteliyordu. Kısa bir süre için kollarını ondan kopararak, hemen ortaya bir konu attı. “Yazmaya çalıştığım oyun skeçlerini düzelteceğim, sen de geç karşıma otur, tıkandığım yerde sorarım fikrini sorarsın, beraber çalışırız” dedi.

Gidip, kitaplığından çalıştığı oyun tekstlerini çıkardı. Masanın başına gelerek kağıtları masaya döktü. Bu tavırları aslında çalışmanın değil, bir kaçışın hareketleriydi. Önündeki kağıtları karalamaya çalıştı, fakat boşuna, çok iyi biliyordu ki bu durumda çalışamazdı… Ama olsun, kaçacaktı.

O ara kız arkadaşı her zaman olduğu gibi küçük tüpü yakmış, çay demlemeye hazırlanıyordu. Ara sıra göz ucuyla kızın hareketlerini takip ediyor, kendisinden yana döndüğünde aceleyle bir şeyler karalamaya çalışıyordu. Arkadaşı çayı tüpün üstüne koyduktan sonra gelip karşısına oturmuş, sessizce Doğan’ı izliyordu. Kısa bir sessizlikten sonra kız arkadaşı gülerek kendisine bir şey sormak istediğini söyledi. Doğan başını kaldırdı, karalamayı bıraktı ve sormasını istedi. Kız arkadaşı “Beni kıskandın mı Doğan?” dedi. Bu ani gelen soru karşısında ne diyeceğini şaşırdı. Sadece; “Yoo…Yok öyle bir şey, hem neden kıskanayım?” dedi.

- Ben öyle düşünmüştüm; bir erkek başka bir erkeğin yanında hırçınlaşırsa, yanında bulunan kadını kıskanırmış derler.

-Doğrudur amam sen benim sevgilim değilsin ki, sadece arkadaşımsın.

Doğan’ın bu sözleri ile ortalığı uzun bir süre sessizlik kapladı. Bir süre sonra kız yerinden kalkarak, Doğan’ın başucuna geldi ve kollarını boynuna doladı. Soluğunu Doğan’ın yüzünün bozkırında hissettirerek, ensesinden boynuna yavaşça öptü. Doğan kızın bu tutumu karşısında hiç tepki göstermiyordu, hoşuna gitmişti. Az sonra o öpüşlerine karşılık vermeye başlamıştı. O ara, kaynayan suyun taşarak tüpü söndürdüğünü sesinden fark etmişti ama hiç aldırmıyordu. Oturduğu yerden kalkmadan, kollarını kızın beline sararak, onu daha çok kendine çekti; farkında olmadan sevişmeye katılmış, işte biraz önce kaçtığı isteklere kendini bırakmış, çabuk teslim olmuştu. Hiç konuşmadan seviştiler. Sevişmeleri bittikten sonra kız arkadaşı kalktı, konuşmadan üstünü giydi ve evden çıktı.

Doğan yatakta karmakarışık düşüncelerle baş başa kaldı, yattığı yataktan dahi kalkamamıştı.

Aradan günler geçmiş kız arkadaşı görünmemişti. İçi hem rahat hem de değildi. Meraklanmıştı, sebebini bilmiyordu. Belki ona alışmış, belki de… Bilmiyordu işte, adını koyamıyordu.

O hafta asıl sevgilisiyle beraberdi, onun yanında kendisini suçlu gibi hissediyordu. İşte “çok seviyorum” dediği sevgilisine ihanet etmiş, belki de daha edecekti. Sevgilisi buluşmalarında sürekli kendisinden ayrılmak istediğini söylüyor, ayrılıp Amerika’ya gideceğini tekrarlıyordu. Doğan içinden gitmemesini istiyor fakat boş gururu sevgisinden ağır bastığından, çok sevdiği insana “gitme kal” diyemiyordu. Ayrıca eşinden de hala boşanamamıştı; bu da sevgilisini rahatsız ediyordu. Sonunda sevgilisi ayrılmak, hayatını yeniden düzene koymak istediğini söyleyerek ilişkiyi bitirmişti.

Doğan bu ayrılıkla bir yalnızlığa düşmüş, bir an bocalamıştı. İşte bu bocalama içerisindeyken kız arkadaşı çıkagelmişti. Bir akşam evde masası başında oturmuş yazı yazarken kapısı vurulmadan açıldı ve arkadaşı patırtılı ayak sesleriyle, ayakkabılarını bile çıkarmadan odaya girdi. Doğan onu görünce sevinerek, kalkıp ona sarıldı ve en az bir dakika öyle kaldı. “Allah Allah” dedi içinden “Bana sığınmaya çalışan hasta bir insana ben mi sığınmaya mı çalışıyorum yoksa?” diye düşündü, toparlandı, kollarını kızdan ayırarak masanın başına geçti, oturdu. Kız arkadaşı da paltosunu çıkarıp, duvardaki çivilerden birine astı ve gelip karşısına oturdu. Fazla konuşmadılar, Doğan’ın yazdıklarına, yüzüne baktı; gülüştüler.

Bu gülümseme Doğan’ın iliklerine işledi, yerinden kalktı ve odanın içinde bir iki defa gitti geldi. Bir şeyler düşünüyormuş gibi dalgın dalgın yürüyordu. Kız arkadaşı da Doğan’ın yazdıklarını, masaya eğilmiş okumaya çalışıyordu. Doğan gezinirken, bir ara gözleri kız arkadaşının uzun saçlarına, geniş kalçalarına kaydı. Bir anlık duraksamadan sonra kızın arkasından yaklaşarak, kollarını boynuna doladı ve boynunu yüzünü öperek, ağzı kızın dudaklarını buldu, öpmesini kesmeden yavaşça döndürerek ayağa kaldırdı, öpüşmeleri ayakta devam etti. Sonra yavaşça yan taraftaki yatağa uzandılar.

Günler günleri kovaladı, bütün günlerini beraber geçirmeye başladılar. Bu günler içinde Doğan fazla konuşmuyor, kız arkadaşıysa sürekli bir şeyler anlatıyor, fakat anlattıkları birbirini tutmuyordu. Değişik felsefelerden saçma sapan anlatımlar, konudan konuya geçmelerle kafası allak bullak olmuştu. Fazla üzerine gidemiyor, üzülmesini istemiyordu. Çünkü karşısındaki hastaydı. Ara sıra sıkılıyordu, bu sıkıntısının sebebini de biliyordu.

Çok sevdiği sevgilisinden ayrılmış, hiç düşünmediği bir ilişkinin ortasında buluvermişti kendini, bunun rahatsızlığını yaşıyordu. Bu rahatsızlık günler geçtikçe büyüyor, taşınmaz bir çığ oluyordu. İlişkideki kız arkadaşı ‘şizofren-paranoya’ idi.

Kız arkadaşı, çocuk gibi ona sığınmaya çalışıyor ve düşündüklerini esas gibi; başından geçmişçesine anlatıyor, her gün değişik fikirler, değişik tavırlarla üstüne sorunlar yüklüyordu. Doğan bu ilişkiyi taşıyamadığını anlıyor, fakat kendini taşımaya mecbur hissediyordu. Çünkü onunla cinsel ilişkiye girmiş ve böylece seçimini yapmıştı. Bu ilişkide hep sessiz kalmıştı. Aslında bu ilişkiyi sevmiyor, sevdiğine güzel sözler söylemek istiyordu. İşte olmamıştı, güzel şeyler anlatıp, dinlediği gitmiş; söylemediğine de sığınmıştı. Demek kendisi de biraz hastaydı, bazen kendisinden bile şüphe ediyordu.

Bir gün eve döndüğünde kapısının yine kırık olduğunu gördü. Kapı kilidi çakmaktan sıkılmıştı artık, duruma da şaşmıyordu. Yukarı; odasına çıktığında hasta kız arkadaşı oturduğu masadan sevinçle kalkarak boynuna sarıldı ve;

“Bak Doğan, bak oku. Bana mektup göndermişler, beni çağırıyorlar…bak oku… yok, yok ben okuyacağım sana, gel otur dinle!” diyerek kolundan çekiştirip masanın başına oturttu. Doğan şaşkın, mektubun kimden geldiğini hala soramamıştı. Sormaya fırsat dahi vermeden okumaya başlayacağı sırada kıza sordu:

“Ne mektubu? Kimden geldi?” dedi.

“Ne olur dinle! Sonra söylerim” dedi ve okumaya başladı. Mektubu okurken takındığı tavır, sanatının zirvesine çıkmış sanatçıların tavrı gibiydi; mağrur, kendinden emin okuyordu.

“Sevgili Kraliçe,

Sana bu mektubu bütün arkadaşlar bir araya gelerek yazıyoruz. Yeni bir tiyatro kuruyoruz. Tiyatromuzu kurarken seni de aramızda görmeyi istedik. Senin durumunu biliyoruz. Sen ülkemizin yetiştirdiği en büyük primadonnasın, fakat seni kimse anlamıyor.. Anlayamıyorlar seni, rol teklif etmiyorlar. Teklif etseler bile sen onları kabul etmezsin, her rolü oynamazsın. Çünkğ sen dev bir aktrist; ülkemizin yetiştirdiği en büyük sanatçımızsın. Size bu mektubu yazarken, çok düşündük, ‘acaba bizim teklifimizi kabul eder mi?’ Dedik. Fakat senin bizleri sevdiğini biliyor, seni aramızda görmeyi arzuluyoruz….Sevgilerimizle…”

Mektubun altında üç büyük tiyatro ustasının isimleri vardı. Okuduktan sonra kalkıp, Doğan’ın boynuna sevinçle sarıldı ve;

“Gördün mü Doğan, beni çağırıyorlar! Ne dersin, ne dersin ha, gideyim mi? Baksana en büyük benmişim. Onlar biliyorlar, beni çağırıyorlar, çünkü en büyük benim!” diyerek dansetmeye başladı. Dişi bir kuğu gibi güzeldi, olduğu yerde dönüyordu. Doğan dikkatle onu izliyordu, el ve ayak hareketlerinin hala zarif ve estetik olduğunu daha iyi fark etti. Sonra hüzünle başını öne eğdi, bu durum karşısında ne yapabilirdi?

Arkadaşının oyunculuk dürtüleri zaman içinde daha da şahlanmış, beyni ‘tiyatro, tiyatro’ diye dörtnala tükeniyordu. Kısaca kız arkadaşı her gün değişik tutumlar içinde eriyordu. İşte şimdi de ölmüş sanatçıların ağzından mektup yazıp, getirmişti. Doğan bu düşünceler içindeyken kız arkadaşı dans etmeyi kesip: “Niye üzgünsün, sevinmedin mi bu mektuba?” diye sormuş, kendisi de; “Yoo…hayır, çok sevindim, mutlaka iyi olacak” diyebilmişti. Başka ne diyebilirdi? Başka bir şey söylese onun dünyasını yıkardı. Bu yüzden suskunluğu tercih ediyordu. Kız arkadaşı devam etti:

“Ne diyorsun Doğan, gidip onlarla oynayayım mı? Baksana ‘bizi kırma’ diyorlar; benim büyük sanatçı olduğumu, bana ihtiyaçları olduğunu yazıyorlar. Ha.. sen ne dersin? Bu konuşmalardan sonra durgunlaştı; geldi, sığınır gibi yanına oturdu ve alçak bir sesle: “Yok, gitmeyeceğim, onlarla da oynamayacağım, seninle oynamak istiyorum. Sen tiyatronu kur, o zaman seninle oynarım. Sana yardım etmek istiyorum, beni herkes tanır… Seyircim var benim… Eğer senin tiyatronda oynarsam beni görmeye çok seyirci gelir. Sana yardımım dokunur. Beni alırsın değil mi yanına, alırsın değil mi?”

Doğan arkadaşının bu soruları karşısında:

“Tabi alırım, niye almayayım ki? Senden iyi oyuncu mu bulacağım; tiyatromu kurduğumda mutlaka beraber oynayacağız” diyebildi. Kız arkadaşı:

“Eskiden ne güzel oyunlar oynardık seninle, sahnede ne güzel anlaşırdık,” dedi ve duraksadı bir an; sonra “ama sen beni almazsın, başka kadınlarla çalışmak istersin

 

 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement
 

Hiç Tv En Çok İzlenen Videolar

Travesti Nişan ve Kına Gecesi Bölüm 2D.GonulY. HasanRecep BülbülsesAmpul İbo

Karikatür