OKTAY: Askerde sen kendi iradenle kavga ettin değil mi? HAKAN: neredeyse öyle oldu yani. Tineri buldum sonra kendi kendime yatırdım hesaplaştım yani ben dedim bu uğurda yapmamam lazım ama gerçekten de çok istiyordum, hatta denedim, sığınakta denedim, sonra attım bezi elimden dedim, burda yapılmaması lazım, yakışmaz falan çevremi de yakmak istemedim.
O: çevreni mi düşündüm, yoksa mantığın mı öyle istedi? H: Mantığım öyle istedi, Asker ocağıyla alakadar olan bir şey değildi, sonucunda benim iradem, istiyordu yani, ilk etapta sonra ben irademle savaştım orda zannediyorumki en iyi olay odur ve attım elimden bezi falan sonuçta kolonya dalgasına takıldık.
O: o nasıl bir şey? H: Bir çay bardağına yarım kolonya, üstüne su koyuyorduk, yanında, kesme şekerle, piskivüt sözkonusu meze yani, vücuda ağır basmasın, hani böyle ölümcül böyle bi şekil olmasın hani, böyle götürüyoduk işte sonra ber bir icrat yaptım, bir assubayla takıştık, ceza olarak sürgün yedik, marmarise O: ooo tam kıyak yere sürgün gitmişsin H: öyle ama tam sürgün yeri, 17 km. dağların etekleri, Akses,Karaağa Deniz Üs Komutanlığı hanı bir Lake I Eroin gemisi vardı. orda batırdılar 39 kişi vardı O: Peki Hakan bu kolonya işi ne kadar devam etti? H: uzun sürmedi bir hafta falan kadar sonra ben sürecin yedim ondan sonra, O: peki bu kadar kolonyayı nerden alıyordun? H:koğuşta herkes benim kolonyayı alan varmı diye başlamıştı O:yani herkesin kolonyasını götürüyordunuz. H: ben yapmıyordum, arkadaşlar birbirlerinden istiyorlardı, .........bu iş, ondan sonra ben görüşmeye gittim. O:peki askerliği tinersiz nasıl çıkarttın? H: durmak zorunda olduğumu hissediyordum, aynı zamanda da temiz bir askerlik yaptım, kavgalar, gürültüler, arızalar haricinde içki-miçki idare ediyorduk askerliği bitirdik. O:sonra geldin eee? H: geldiğim ilk günü, evvela nalburlar kapalı akşamın bir saati ben de bizim çocukların peşine koşuyordum tiner içmek için O: daha geldiğinin ilk günü tiner peşine koştunda askerde niye kovalamadın? H:askerde,sulu içki miçki götürüyorduk. İşte dışarıdan yabancı arkadaşlar da edinmiştik, idare ediyorduk, çarşılara falan çıkıyorduk, bira, rakı içiyorduk yani. O: peki Hakan, döndün geldin, askerde sivile çıkınca,şunu yapacam, bunu yapacam gibi ne hayallerin vardı? H: valla dönünce ilk etapta arkadaşları görmek istiyordum. O: onu geçelim, başka hayallerin yokmuydu? H: başka hayallerim vardı muhakkak. O: neydi onlar? H: gemici olacam dedim, denizlere gidecem dedim, kafama göre takılacam dedim, ben bu çöplüklerde büyüdüm, şu sokakların dili olsa konuşsa ben burda kesinlikle ayakkabıyla gezdiğimi hatırlamıyorum, ekonominin verdiği çarpıklıklar insanların bize bakış açıları, acımaları,ben istemedim bana acıyarak bakmasını ama, bize hep acıyarak baktıklarından ötürü zaten çözüm buralara kadar anahtar noktaya gelmedi. O: baban ne iş yapıyor Hakan? H:babam ahçıbaşıydı, O: iyi işi varmış, H:valide vefat ettikten sonra, komple dağıldık. O:sokağa kaç yaşında attın kendini? H: vallahi ben ilkokul çağındaydım, hem okula gidiyordum, hem sokakta yatıyordum. O: okulu kaçıncı sınıfta bıraktın? H: ilk okulu ben yedi senede bitirdim. Okumayı sevmediğimden ötürü değil yani okumak istedim neticede O:neye sevmedi? Mesela H: bilmiyorum yani, zor da gelmedi ama okumayı sevmedi, içimde benim hakikaten bir serserilik vardı. O: peki hakan bu tineri ilkokula giderken içiyormuydun? H: yok o zamanlar tiner yoktu, hap vardı hap içiyorydum. O: bir şey daha soracam? Kendini aile ortamından sokağa atmayı nasıl değerlendiriyorsun? H: benim için ailemin bozuk durumundan ötürü sokak özgürlüktü, başka bir şey değil. O:ailende ne gibi bozukluklar vardı? H: ailenin en küçüğü bendim, büyük abim top oynardı, ortanca abim bir topu kaybolsa benden bilirdi, gelir benim kafamı gözümü kırardı, ben bu yüzden yedi-sekiz defa burnumdan, kafamdan ameliyat oldum. O: baban dövermiydi? H: babam, hayır dövmezdi, ama biz babamızı çok göremezdik. Gemiciydi. Zampara, aşırı derecede içkiye kumara düşkündü. O: ailede sevgiyi göremedin diye kendini sokağa atmışsın galiba? Öyle değil mi? H: yaa, muhakkak tabii insanların bizden faydalanmak amacıyla, ben görmedim yani böyle gerçek annee baba gibi sırtımızı okşayacak insan göremedim. O: peki bu sevgiyi sokakta kimlerden gördün mesela? H: sokakta tabi yani arkadaşlarımızla koyun koyuna yatıyorduk, bir tencereden yemek yiyorduk, mesela başımız ağrıdığı zaman arkadaşlarımız vardı. mesela Çino vardı, sonradan çino, gelmiş arkadaşlarla takıldı işin içine maddiyat girdi artık delikanlılık arka planda kaldı ayrıca bizim, hırsızlıkla işimiz olmadı, tabii aramızda birkaç tane kalitesiz insan girdi onların yüzünden birtakım şeyler olmuştu. O: peki Hakan tiner kaç yılında girdi nasıl yayıldı? H : 1985 –1986 yıllarında girdi önceleri yok denecek kadar azdı, Falko Ümit diye bir arkadaş vardı o başladı, sonra biz başladık Taksim’e yayıldı.ondan sonra ne bileyim nalburlarla kavgalar başladı, şunlar bunlar oldu. Sonra satmaya başladım, artık tiner yayıldı, tiner istediğim zaman canım sigara migara istemiyordu, ben bunun mide kanamasını geçirdim. O: peki Hakan tiner ne gibi etki yapıyordu sana? H: ne bileyim, dopingmi desem acayip bir şey sokakta yaşamaya biraz daha sanki direnç veriyordu. O: birazda sigara gibi galiba arkadaş gibi birşeylermi? H. bi de tabiki halisinasyon görüyordum. O: nasıl yani? H: kurduğum hayalleri gösteriyordu, yok olan şeyi gözönünde canlandırabiliyorsun, yani insanlardan en güzel kaçmanın yalnız kalmanın daha doğrusu onunla birlikte yaşıyorsun. O: hakan bu insanlardan kaçma sözü çok önemli, insanların nelerinden kaçıyordun? H: çünkü, insanlardan kaçmamak için hiçbir neden yok sana yardım elini uzatanın da sana güveni yok, sokaktasın halükarda yalnızsın, tinere sığınıyorsun bir insan senin yanına yaklaşıyorsa sana yürekten samimi yaklaşması çok zor. Ve senden bazıları kurye olarak kullanmak ister, mesela sıraselvilerde bir adam geldi, benim hayatımda hayal edemeyeceğim para koydu önüme, rahmetli arkadaşım G. Antepli vardı,size birinize bir silah koyacam dedi süper lüks bir hayat yaşayacaksınız dedi, vur dediğimi vuracaksınız, kır dediğimi kıracaksınız falan filan bu şekilde çalışacağız dedi, O: Hakancığım geçelim bunları, sen bana şu insanlardan kaçışını şöyle onları anlat bana? H: insanlardan dedim ya kaçmamak için sebep yok, ben şu andaki duygularımla bile hemfikir olduğuma inanıyorum. Sonucunda birisi geliyor beş milyon veriyor birisi geliyor karnın açmı diyor sadece gelip geçici ayakta tutma... O: vicdan yapıyorlar yani. Sana vermiyorlar , kendi olmayan vicdanını rahatlatıyor, neyse devam et, H: evet halbuki, sokaktaki bir dilenciyede verebilirsin sadakayı. Önemli olan bu çocuk neden sokakta bu haliyle düşünmüyor. Cami önünde yaşlı birine sadaka vermeye benziyor bu. O: ben hala kaçışdayım, daha iyi izah etsen sen niye kaçıyordun? H: ben şimdi benim insanlardan kaçmamın tek yoluydu sonucunda doğru dürüst bir insanla karşılaşmadım. Yani birde bilmedikleri bu çocuk sokakta yaşamışsa hayatın felsefesine herkesten iyi biliyor, karşısındaki insana baktığı zaman niyetini öğrenebiliyor ben hayatı üniversite okumuş bilmem ne okumuş, benimbir lafım vardır, “ben üniversiteyi ayaklarımın altında bitirdim, herkes masada bitirdi ama ben ayaklarımın altında bitirdim. Hayatı yaşayarak öğrendim. Yaşamak en büyük hayat mektebi değilmi ? O: çok doğru bu kaçışlarda Hakan hani takılıyorsun kafana göre ama nereye kadar, peki sen ne zaman uyandın? H: ben ne zaman uyandım, ben askerliğin vermiş olduğu disiplin. O: Hakan sen nasıl çıktın bu tinerden, sefaletten kendi içine kaçtın? H: baksana abi bütün kalbimle samimiyetimle söylüyorum, ben o zaman sevmeye başladım. O:Neyi H:ınsanları O:mesela hangi insanları? Ne olduda birden sevmeye başladın? H:ben bu arkadaşlarımla sokakta gerçekten çok perişan durumlar her gün yaptıklarımızdan ne bileyim polislerle kapışmaktan kafamda tabanca dipçiklerinden falakalara dövülmelere şunlara bunlara gelerek sonra 1992 yılında sefaköyde yurdumuz açıldı, arkadaşlarımızla ne zaman canımın istediği gibi bir sıcak yemeğe çeşit çeşit kıyafetlere sıcak biryatağa sıcak bir ortamı bulduk. kaRakoldan polisten uzak kaldığımızdan anlatabiliyormuyum işte ozaman insan, yavaş yavaş gelenler gidenler hakikaten temiz sende temizsin ne zaman böyle bir muhabete başladık hakikaten değişmeye başladık, şimdi bir günlük yardımın sözkonusu niyeti başkadır daimi yardımın niyeti başkadır yani biz bunları yurtta görmemiz şansı çok oldu. Tabiri cayizse biti kanlandı derler bizimde bitimiz kanlandı. Tekrar kalktık maceraya düştük bu sefer macera oldu. O: peki siz ozaman yurttan fırttın mı sen? H: hepimiz fırtıyorduk, hala fırtanlar var yani O: biliyorum. H:gene geliyorduk sokak alemine,gene diyoduk hani temizken de biraz kaçıp gidiyorduk bu sefer yani yerimiz var ama bu sefer yerimizi de reddediyorduk. Sokakta daha rahat geziyorduk. En küçük bir şey denecek acı söze sokakta itiraz etmişiz hep böyle asi davranmışız ama sevdiğimiz bir insanın ağzıdan çıkacak bize karşı en küçük kelime bile bizim evi terk etmemize yetiyordu. Bu yüzden sokağa gidiyorduk. Yani orada insanları seçmemiz ayık kafayla daha güzel oluyordu. O: peki Hakan yaşımın iki yönünü de gördün. Askerden sonra yine sokak alemine katıldın sebep ne? H: tekrar aleme katılmadım. Ben askerden geldim, yaklaşık iki ay sonra liman cüzdanı çıkardım, kafaya koymuştum, yani bu maceralar beni sarmıyordu, çocukluğumdan beri hayalim vardı yurtdışına çıkmak. O: niye? H: oturduğumuz mahallemizde durumu çok kötü insanlar vardı, onlar gittiler işte, kısa bir süre sonra işte, altlarında arabalar bisikletlerdir şunlardır bunlardır arabalar falan o beni çok cezbetmişti yani, hayallerim çok yardımcı oldular, ben onu gerçekleştirdim. O: nasıl ger çekleştirdin? Gemicilikte mi? H: şuraya buraya oraya her yana gittim hemen hemen çok ülkelerde evlenme teklifi aldım hatta Yeni Zellanda da bir kız vardı kal burda ben sana yardımcı olurum dedi. Korktum, ürktüm kalmadım. O: kaç sene gemcilik yaptın? H: üç-dört yaptım. O: peki döndün geldin, ne kazandın? Gelince ne yaptın? H: döndüm yine sokağa düştüm, standart O: hani hayallerin? H: düştüm derken, şöyle söyleyeyim, geldiğimde kıştı, bizim işte arkadaşlarla kaldığımız mağaramız vardı, birazda tabiki yurtta kalan çocuklarla aramızdaki yaş farkı tabi derneğinde artık yurda gelmesin haberi ben de gitmedim tabii. Biz oraya hep sokuyormuşuz esrar, sokuyormuşuz diye halbuki yapmadım. Sonra bir barda işe başladım. Barmen olarak yaklaşık bir sene çalıştım. Sonra başka bir bara geçtim. Orada bir bayan barmenimiz vardı çok kaşardı ondan sonra karı kalktı sen bir daha gelme dedi, çünkü herif geliyordu barın önüne herkes çadır kuruyordu bana da ters geliyordu biz burada içki satıyoruz karı satmıyoruz ki, işte bu seni ilgilendirmez bir şarapda sen al gel dedi. Evi yakındı. Sen bana gelmezsin dedim. Sonra hesap yapma saati yukarı gel dedi , karı bana tuzak hesaplamış, iki de işin ortağı var yanında bende vurdum ona tabii çocuğun bileği şişeyle kesiliyor orda atardamar falan filan gömleğimi yırttım sardım sırtımda, ilk yardıma taşıdım. Doktor yok orada. Nöbetçi doktoru döve döve yatağından kaldırdım. Burası yatakhanemi lan yoksa görev yerimi yav dedi, bizim yapacağımız bir şey yok dedi. Bizi şişliye amerikan hospitıla gönderdi. Yani beş on dakika daha gecikme olsaymış kan kaybından gidecekmiş. Sonra bana Hakan biz burada çalışıyoruz kan görmek için yapmadık, sen bu işi iyi yapıyorsun, sen bu barı sen çalıştır dediler tabi bana müdürlük de çıkarmışlardı. Polislerde beni eskiden tanıyorlardı yardımcı oldular falan. O: bırakalım barları sonra ne oldu bu düşmeler kalkmalar? H: sonra ben pazarlama işine bulaştım. Prim hesabı çalıştım, evlere kapılara gittim. Paramı alamadım. Ev sahipleriyle kira yüzünden papaz olduk. Evimiz dağıldı. O: evlendinmiydi? H: evet evlendim. Birde çocuğum oldu. 1997 de evlendim. O:evliliğinde tinere falan bulaştın mı? H: hiç bulaşmadım. Rakı, bira içiyordum evliliğin vermiş olduğu bir sorumluluğum vardı. O: neyse evlilik nereye kadar gitti? H: abi, önce, ben pazarlamaya koştururken çocuğum olmuş, Sülemaniye doğum evinde çocuk sağlıksız doğdu, doktor dikkatli olun dedi, gününden erken doğdu, kilosu da çok düşüktü, hanımda sinir hastasıydı iyi bakmamış, havale geçiriyor çocuk üç-beş defa, ondan sonra kromozom bozukluğu teşhisi koydular, yaklaşık bu çocuğa pazarlamacakta koştum çalıştım, çocuğun ilaçlarına, para yetiştiremedim. Ben hep şöyle düşünüyordum, biz yaşayamadık bu yaşasın dedim. Ekonomik darboğazda koşturduk çocuğum vefat etti. Ondan kırk gün sonra bir çocuğum daha oldu. O da yaşamadı öldü, balıkesirde. O: neden ayrılık oldu? H: hanımın sinir hastalığı daha çok sebep oldu. Ailenin rızasıyla boşandık ayrıldı. O:peki şimdi hele ne iş yapıyorsun? H: lanet olsun hala pazarlamacılıktayım üçkağıtçılarla çalışıyorum. O: yaş kaç Hakan? H: otuz oldu. O: bana göre Hakan senin yaşamının bu durumda 20 yılı yok. Kısaca sen 10 yaşındasın. Sorarlarsa sen 10 yaşındayım diyebilirsin. H: yani haklısın abi doğru, düşünmemiştim. O: peki tekrar görüşmek üzere. |