|
GÖZÜME BAKAN İSKELE YAPARDI |
|
Pazartesi, 12 Nisan 2010 |
GÖZÜME BAKAN İSKELE YAPARDI Haa içiyoruz dedim ya ben içtim mi, pislik oluyorum sarhoş oldum, patlattım şişeyi kafasına şikayet etti, gittik karakola komser: “Niye vurdun adama” dedi Bak komserim, bu adam benim dostum olur, bıktım bunun benden içki parası istemesinden, baksana bana 1.40 cm boyunda elli kilo ağırlığında bir lokmacık kadınım yahu! Yeter utanmıyor mu bu kocaman adam, bacak kadar kadından para istemeye dedim. Komser şaşırdı bir şey diyemedi. Bıraktı bizi eve geldik gene aynı terane içki, kavga, dövüş, değişmez be kardeşim bu hayat çok komik be, diye de ekledi. Emine abla 60 yaşlarında; dediği gibi bacak kadar bir kadın ömrü pavyonlar ve sekizinci sınıf meyhane konsomatrisliğiyle geçmiş bu yaşamda da bir oğlu bir kızını da uyuşturucuya kurban vermiş acılı bir ana. Abla acılarını anlatırken bile mizahi bir dil katar, insanı güldürür, severim onu rakıları tokuşturduk.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Nisan 2010 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 12 Nisan 2010 |
NURTAÇ Bir akşamüstü, Tarlabaşı’nda sürekli takıldığım, meyhanenin cam kenarında, oturmuş, sokaktan gelen geçenleri seyrediyorum hem de ufak ufak demleniyorum. İnsanlarımız çok gariban. İşten dönenler, gece işine gidenler; erkeği, kadını, hepsinin, suratları sarkık, düşünceli. Sıkıldım, önüme döndüm, rakımdan uzun bir fırt aldım, peynirden, biraz, kopardım. Kötü kireç gibi. Ne bekliyordum ki? Sekizinci sınıf yer. Dalmışım. Derinlere gittim. Beynimin içinde her şey cirit atıyor. Bir ara kafamda biri bitti. Kafamı kaldırdım, konsomatris NURTAÇ. “Merhaba, afiyet olsun” diyerek masaya çöktü. Naber maber faslından sonra, ne içersin dedim, seninkinden diyerek şişeye uzandı, aldı, kendi bardağını kendi doldurdu. Bardakları tokuşturduk. Nurtaç fondipledi, peynirden aldı. “Ne kötü bu peynir be”, diyerek geriye bıraktı. Garsonu çağırdım, peyniri almasını yerine çerez getirmesini söyledim. “N’apıyorsun, seni uzun zamandır görmüyorum” dedim. Nurtaç; iki gün evvel hastaneden çıktığını söyledi ve “aman aman sorma zor günlerdi” diyerek rakısını yudumladı. “Biz Kasımpaşalıyız bi şey olmaz bize” diyerek devam etti.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Nisan 2010 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 12 Nisan 2010 |
|
AYGIR LEYLA Geçenlerde saat gece yarısına yakın, on sıralarında; Tarlabaşında yürüyorum.Bu saatlerde Tarlabaşı sessizliğe bürünür. Havasına alışık olana veya olmayanlara korkuyla karışık bir tedirginlik çöker. Havasından mı, suyundan mı nedir derler ya onun gibi bir şey. Yürüyorum. Karakol yönüne doğru ikiyüz metre yürüdüm yürümedim, pat önümü biri kesti. Kirli sakallı, bıyıklı, deri montlu orta boyda biri. “N’aber?” dedi. “İyi” dedim. Sigarasını yaktı. Ben de kendi sigaramı çıkarıp yakacaktım ki, fırsat vermedi. Malborosunu uzattı, aldım, yaktım. Hani içimde bir merak, “n’olucak” halinde bir şeyler söylemeye niyetli havası var. Bir yerlerden gözüm ısırıyor ama çıkaramadım. Onun davranışları beni tanıyor gibiydi. “Buyur, ne var?” dedim. Gözümün içine baktı baktı, “Bir elli milyon versene”, dedi. Ben de ta gözlerinin içine bakarak, “ O kadar param yok” dedim. “Vermezsen ben de söylemem” dedi. Allah Allah! bu paspal herif bana neyi söyleyecekti ki? Hiç tanışmıyorduk. “Yav benim param yok, sen ne söyleyecektin” diye sordum. “Olmaz, hem paran yok, hem meraklısın” diyerek çekti gitti.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Nisan 2010 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 12 Nisan 2010 |
BİRSEN’İN HİKAYESİ Vurdular. Beş metre yakınımda, hem de gözümün önünde vurdular… Seyrettim, evet, evet seyrettim… Bir insanın bağırsaklarının gövdesinden fırlayışını gördüm, kusa kusa seyrettim. Bir sırtlan gibi saldırdı, insan değildi. Şiddetin vahşetin bir resmiydi. Acımadan pis paslı kocaman bıçağıyla vurdu.Bu vuruluşa her şey şahitti. Duvarlar, kaldırımlar, çöpler, gök, yer, her şey şahitti… Bir şey yapamadım, yapamazdım… O vuruşlardan ben de korktum. Donmuş korkumla, yalnızca vuruluşa baktım, kımıldayamadım, çok korkmuştum. İlk defa, bu kadar yakınımda çığlık çığlığa birini vuruyorlardı; hiç acımadan, durmadan, sürekli koca bıçağını sokup sokup çıkarıyordu. Kısa sürede her yerinden kan fışkıran bir çeşmeye çevirdi zavallı gövdeyi. Vurulanın ilk çığlığı, insanın kanını donduruyordu… Son çığlığı yoktu! Saniyeler içinde kendime gelmeye başladığımda, vuran it, kanlı kocaman bıçağını, zavallının gövdesine silerek hızla karanlık sokaklara daldı, kayboldu…
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Nisan 2010 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 7 Toplam: 27 |